Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü :)))

Screenshot_5

Artık beklemediğim bir sürü insandan bile görüyorum bu mesajı. 

Abi şakamısınız siz ya.

Biz boşuna mı mücadele ediyoruz daha iyi bir Türkiye için..

Yalandan oraya 3 rakam paylaş, başına başbakanlık de sonra inansın insanlar.

İnsan bir merak eder girer başbakanlığın sitesine, olmadı google a yazar olmadı birisine sorar yahu.

Harbi harbi cehalet toplumu büyümeye başladı.

Korkar oldum.

Ha diyelim bunlar gerçek olursa bir gün, yahu siz memlekette halen adalet olduğunu felan mı sanıyorsunuz. Bu yazıyı yazmakla değil, amuda kalksanız ve bu sözleri video çekip yayınlasanız hapse girecekseniz girersiniz halen anlamadınız mı..

 

Sinemia * Deadpool * 4DX

deadpool-gallery-03-gallery-image

Azcık internet kullanıyorsanız mutlaka görmüşsünüzdür “Sinemia”yı. Ayda 59 tl fiyatla her gün 1 film ücretsiz hak tanıyor. Hesap kitap yapınca bana pahalı geliyordu ne yalan konuşayım. Kaç filme gidiyorum ki derken Akbank kampanyası ile alınca 29,90 a işi bağladım. Ayda 30 liraya Türkiye’deki istediğin sinemada gün seans ve 2D,3D,IMAX,4DX farketmeden film izleme imkanını aldım. Bugün de ilk deneme mi yaptım. Normalde sinema salonuna gidip cep telefonunuzla program içinden orada check-in yapıyorsunuz ve biletinizi size verdikleri kartla alıyorsunuz. Yada bugün benim yaptığım gibi bileti internetten sinemianın verdiği kartla aldım, film saatinde sinemaya gittim ve orada check-in yaptım.Ücretsiz olarak biletimi makineden aldım ve girdim. Son derece başarılı uygulama. Çok beğendim.

Bu sene gittiğim özellikle Türk filmlerinin tamamın da hayal kırıklığı yaşayınca son 2 filmi yabancıya çevirmiştim. Çok övülen Diriliş filmi de beni tatmin etmemişti ne yalan konuşayım. Bişeyler eksikti o filmde de. Deadpoola gitme nedenimde hem aldığı puan hemde 4DX yayınında verilecek olması oldu. 4DX formatlı sinema salonu şu an Türkiye’de sadece Marmara Forumda. Normal fiyatı 17 lira olan Sinema fiyatı (hafta içi) , 4DX salonda 25 tl oluyor bilginize. Sonra kız arkadaşınızla gidince rezil olmayın, paranızı cebinize alın :))) 4DX bende ilk kez girdim. Ses, Işık, Rüzgar, Su ve Kokuyu sana hissettiren ve koltukların ileri geri sağ sol yaptığı ve sürekli poponuzun altında bir titreşim olan salon. İlk 20-25 dk biraz garip gelse de sonra filme akıp gidiyorsunuz.Farklı ve güzel bir deneyim. Tebrik Ederim..

DEADPOOL

Filme gelirsem de, Deadpool dedikleri karakter aslında bir insan. Ve ilaçla süper insana dönüştürülüyor. Tabi bu dönüşüm sırasında başına bir iş geliyor ve bunun intikamını anlatan bir film. Film işi zevk işi sevmeyen çok insan olacaktır bu tarz uçmalı, vurmalı kaçmalı filmleri ama türüne bakıldığında çok beğendim. Daha önce Süperman ve SpiderMan rezilliğinden sonra bu oldukça üst düzey. Ha tabi bir Batman Kara Şövalye değil :)))

Filmde her türlü konuşma var. Bazıları için rahatsız edici olabilir. Küfür oldukça hat safhada ama karakterle inanılmaz bütünleşmiş. Eğer o karakter küfür etmezse sanki birşeyler eksik olur diye düşünüyorum. Son dönemde seyrettiğim en güzel filmlerden ne yalan deyim. Daha fazlasına gerek yok. 10 üzerinden 8 veriyorum. 2 yi nereden kırdığım ise klasik Amerikan film sonları. İyiler mutlaka kazanır 🙂 Gerçi deadpool ne kadar iyi birisi oda tartışılır.

Son olarak Kiosklardan bilet alan insanlar da hep dikkat ettiğim birşey var. Öğrenci alıyorlar. Ya arkadaş 2 lira için insan onurundan vazgeçer mi ya. Pahalıysa almazsın. 2 tl için öğrenci bileti alıyorlar. Ben bu kadar küçük hesap yapanlardan bazen korkuyorum insanlık adına. Utanç verici birşey bence.Onu da demeden geçmeyim.

 

Gece 3 , tecavüz hakkı vermez.

Uzunca süredir bağnaz yapıdaki düşünceleri hayatımdan çıkarmış olmama rağmen sosyal medyada tepki ile bile olsa paylaşım yada retweet felan yapıldığından ne kadar kaçarsan kaç, her taraf bombok diye düşünmekten geri kalamıyorum.

Kötü haberleri de genelde okumamayı tercih ediyorum ancak üniversite öğrencisi kızın tecavüz haberini okudum. Detayları geçerek okudum. Ne pislik insanmış diye düşünürken sosyal medyadaki paylaşımlar aynı pislik insanlardan binlerce daha olduğuna şahit oldum ne yazık ki. Gece 3 te bir kızın sokakta ne işi var, tabi ki tecavüze uğrarsın diye düşünen herkesin o sapıktan bir farkı yok aslında. Çevrenizde bunu diyen erkek görürseniz de bence buradan bu yazıyı okuyan bayanlara sesleniyorum, onlardan uzak durun zira gece 3 te sizi whatsappta felan online görürse potansiyel seks objesi olabilirsiniz.

Bundan 2-3 sene önce ben de bir gece yarısı eve dönüyordum. Zeytinburnu metrobüs istasyonundan indim zeytinburnu şu anki çırpıcı parkına doğru inerken bir kızla yalnız kaldığımı gördüm. Kenarda taksiler var ama sanırım parası yoktu yada mesafesi yakındı. Saat gece 1 felan çok net hatırlamıyorum yalan konuşmayım. Gece saatlerin de metrolar ve metrobüs durakları boş olur bilirsiniz . Gideceğimiz yön aynı yöne doğru giderken kızın telaşlı halini anladım. Aslında onu eve bırakmak istiyorum ama bunu teklif etmek kolay değil. Hızlıca yanından geçerken (etraf bomboş) bayan dedim sizi evinize kadar götürebilirim ancak yok derseniz de ben ilerde düz gideceğim bilginiz olsun. Kızın tepkisi ilk başta korku içinde yok yok olmuştu. Peki dedim karar değiştirerseniz yol ayrımında seslenirsiniz. Ben hızlandım eve gidecekken peşimden seslenmişti. Bir daha hayatımda hiç görmediğim birisiydi ve evine giden 500 mt de sadece 100 kelime konuştuk belkide. 

Bu olayı okuyunca aklıma o kız geldi. O kız hakkında ne o gün nede ondan sonraki gün yada şu an hiç kötü düşünmek gelmemişti. Hatta üzülmüştüm. Sevgilisi ne diye eve bırakmamış yada durumu çok mu kötü de taksiye binmedi diye düşünmüştüm. Kadıköydeki kızı okuyunca da aklıma o gelmemişti, zaten normal insanında aklına gelmemesi lazım değil mi ya ? Toplum gün geçtikçe daha da dindarlaşıyor ama daha da sapıklaşıyor. Sanırım arapların şu anki konumları bizim de hayatımız da 15-20 sene olacak diye korkuyorum yalan değil.

Neyse en güzel tepkilerden birisinide aşağıdaki sözlük yazarı vermiş. Tebrik ederim, 3 cümle de harika özetlemiş.

12650950_764778016986633_4212833013408827517_n

Yanıt bulamadığım bir sorum var..

confused-head

40 sn ayırın ve soruya verecek bir yanıtınız varsa paylaşırsanız sevinirim. Sorum çok basit . Bilim ve Din ile alakalı. Kafama takıldı benim geçen gün belgesel seyrederken..

Şimdi Stephan Hawking diyorki -ki bunu Einstein daha önce söylemişti- eğer hızı arttırırsanız zaman yavaşlar. Işık hızına erişirsenizde zaman durur. Bununla ilgili elimizdeki tüm veriler bunun doğru olduğunu ispatliyor. Eğerki şüphe varsa araştırabilirsiniz.

unlu-fizikci-Stephen Hawkingten-teror-yorumu

Hawking bu kavramı açıklamak için örnek vermek gerekirse şu örneği söylüyor. Eğerki Dünyanın etrafında bir tren yolu yapsak ve bu trene insanlar bindirsek, tren ışık hızıyla dönse ve 1 hafta boyunca yolculuk yapsa , trenden inenler dışarda ki insanların 100 sene yaşlandığına şahit olurlar. Yani ışık hızıyla 7 gün süren yolculuk için aslında dünyada 100 sene geçmiştir.

Şimdi soruyu soruyorum bende.

Trendeki insanlar İslam açısından kılmadığı namaz vakti için 7 günden mi sorumlu olur yoksa 100 seneden mi 🙂

Mutluluk

tumblr_o0z2rmnlXl1s5mulvo1_500

“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?”


Sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin?
1961 yazı ortalarındaki küba’nın resmini yapabilir misin?
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?
Nazım Hikmet Ran -Saman Sarısı

Ve dolaşsaydık Türkiyeyi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.
İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
ne boya…
Abidin Dino  -Dianne Dengel

Umutsuzum

Eskiden buralara yazarken birşeylerin değişeceğine inanırdım. O duygumu yitiriyorum sanırım. 

Ümitsizlik ne ülkemin durumu ile alakalı nede dünyanın içinde bulunduğu kavga ortamından..

Ümitsizliğim insandan dolayı. En azından içinde bulunduğumuz insanlardan dolayı.

Eskiden aydınlar vardı, topluma yön verirlerdi bizde o aydınları bazen eleştirir bazen katılırdık. Ancak toplumun çizdiği yol genelde o aydının yolu olurdu alışırdık.

Şimdi öyle değil. Şimdi söz milletin diye diye “ciddi anlamda” cahilliğin üzerimiz de hüküm sürdüğü bir ülke olduk. Gündemi , durumu, duruşu o kesim belirliyor. Elbette ki halklar çok önemlidir ancak halk sorgulamazsa, bakmazsa, görmezse , duymazsa maalesef bunun sonuçları çok acıklı oluyor..

 Mesela;

9 yaşındaki kızınıza şehvet duyabilirsiniz deniyor, aslında bunun için , kendisini Müslüman hisseden herkes o diyaneti anasından doğduğuna pişman etmesi gerekirken, bu açıklamaya en çok kendisine Müslüman diyenler sahip çıkıyor. 

Birisi tv ye çıkıyor, Çocuklar Ölmesin siz bu ülkenin doğusunda neler oluyor biliyor musun diyor , bunu konuşan terörist bunu yayınlayan adam hain kanal da paralel ilan ediliyor. Daha büyük ayıbı da Türkiye’nin en büyük medya kuruluşu “Çocuklar Ölmesin” dediği için “özür” diliyor..

Bunlar sadece 1 hafta içinde yaşadıklarımız..

Bilmiyorum ne hissediyorlar ama Babaların çocuklarını taciz ettikleri, masum yavruların öldükleri bir dünya da mutlu olacaklarsa buyrun gelin arkadaş, vatanda sizin yavruda sizin..

 

Manisa’lı İhsan “Hala”

th2 
Manisa’da doğup büyüyen İhsan Çolak, kendini sevdirerek kabul etmeyi başarabilen eşcinsellerden. İşte ‘İhsan Hala’nın hikayesi…

Doğduğu ve 12 yaşına kadar yaşadığı Akhisar Kayışlar Köyü’ne, otuz yıl sonra eşcinsel kimliği ile döndü. Zorluklar çekti, hakkında dedikodular ayyuka çıkınca bir gün köy kahvesini basıp “Bu beden benim, hem kim tek bir gün bile beni karısı veya kocasıyla uygunsuz bir durumda gördü…”

diye posta koydu.  Bu veryansının ardından köylüler öz eleştiri yapınca, İhsan Çolak şimdi köyün ‘İhsan Hala’sı oldu. Onun bu kararlı duruşu sayesinde de, başta tepkiyle karşılandığı köyünde tüm kapılar açılmış ona karşı.

İmamdan muhtarına kadar herkes ona alıştı. Hikayesi gerçek anlamıyla filmlere konu olacak türden… Hakkında söylenecek çok fazla şey var ama hikayesini olduğu gibi aktarıyoruz sizlere…

“İhsan Hala” Manisa’da doğmuş ve 11 yaşına kadar oradaki köylerinde ailesiyle birlikte yaşamış. 11 yaşındayken de hep birlikte İzmir’e taşınmışlar. Ve 35 yaşına kadar da İzmir’de kalmış. Ailesi bir süre sonra tekrar köylerine dönmüş ama, o dönmemiş; uzunca bir süre yalnız yaşamış orada.

Ailesi hastalanınca o da dönmek zorunda kalmış köyüne. Zaten kısa zaman içinde annesini, 5 ay sonra da babasını kaybetmiş.

O, küçüklüğünden beri kadın gibi hissettiğini, gösteriş için hiçbir şey yapmadığını ve sadece hissettiği gibi davrandığını söylüyor. Daha küçük bir çocukken, annesi babası tarlaya giderken o evde ev işleriyle uğraşmayı sevdiği için onlarla birlikte gitmezmiş. Bu durum çevredekilerin de dikkatini çekiyormuş haliyle.

Hatta komşuları annesine “Senin bu küçük oğlun neden bu kadar süslü, satılık mı?” gibi  cümleler sarfediyorlarmış. Annesi ona bu yüzden kızdığında ise, daha o yaşlarda bile “Ben onlar için yaşamıyorum, kendim için yaşıyorum.” deme cesaretini göstermiş İhsan Hala.

İlkokul 4’e giderken, bir gün sokakta kızlarla seksek oynuyormuş. Sıra tam ona geldiği esnada abisi ve arkadaşları dönmüş sokağın köşesinden ve İhsan’ı kızlarla oynadığı için “dişleri kırılana” kadar dövmüşler. “O günden beri aramız iyi değil abimle.” diyor.

Askerliğini Malatya ve Van’da yapmış İhsan Hala. “Şoför olarak gittim ama mesleğimi kuaför olarak yazdırdığım için şoförlükle hiç işim olmadı askerlik boyunca.” diyor. Komutanlarının eşleriyle arası çok iyiymiş hep; onlara fal bakıyor, kuaförlük yapıyormuş. Öyle ki Van gibi bir yerde, onları gazinoya toplayıp gün düzenliyormuş onlara. Bir de komutanların özel günlerinde, garsonluk yapıyormuş. “Oynamayı çok severim ben.” diyor İhsan Hala ve anlatıyor: “Yine bir akşam özel bir davette garsonluk yaparken, albaydan izin almak istedim oynamak için. Albay izin vermeyince de mutfağa gidip elimdeki bütün tabakları kırdım sinirimden…”

Başka yerde yaşamayı düşünmüyorum, İstanbul’da yapamam. Ne yapacağım bu yaşta, sermaye mi olacağım? Bütün gün eltilerim dediğim komşularımla beraberim. Sabah kahveleri, akşam çaylarında. Bugün telefonda konuşurken bile ağladım. “Kız İstanbul gibi yerdesin niye ağlıyorsun?” dedi. Özledim, özlüyorum köyü. Orada inanılmaz mutlu, huzurluyum.

Aç da susuz da kalsam evimdir. Halimden memnunum. Hiç sıkılmam, çıkar dolaşırım, ot toplarım. Bağırırım, çağırırım, ağlarım eve gelirim. Dışarı çıkınca yine güler yüzlüyümdür. Bundan sonra şehir daha da zor geliyor. Sıkılıyorum, Bornova’da binaları, arabaları görünce sıkılıyorum. Bugün İstanbul’u gezerken dedim ki, “Bakın bende böyle bir ses yok, duyduklarım kedi, köpek, tavuk sesi… Sessizlik, huzur.”

Başta çok dışlandım. İyiliğim, yardım etmekten kaçmamam sayesinde kendimi kabul ettirdim. Köyde yaşamaya başlamamın 2. veya 3. senesinde kahveyi basıp ben size ne yaptım dedim.

Şimdi işler değişti. Bazen bir hafta dışarı çıkmam, tavuğumla, böceğimle, çiçeğimle vakit geçiririm. Hemen özler sorarlar, “Abla neredesin?” diye.

Düğünlerde insanlar bekler İhsan ne giydi diye. Mutfağa kimseyi sokmam. Su bardağı, rakı bardağı, viski bardağı bende hep ayrı ayrıdır. İhsan sana gelince bir sürü şey yapıyorsun huzursuz oluyoruz diyorlar. Bunu bana kimse zorla yaptırmıyor ki. Şimdi sen niye rakı bardağında su içesin ki. Özenerek yapıyorum.

Bizim köye yakın bir köyde bir eve temizliğe gidiyordum. O ailenin bir kızı var İzmir’de. Fotoğraflarımı çekiyordu. Ders içinmiş, sergiye koyacağım dedi. Tabii şalvarlı malvarlı, ben köyde öyleyim. Koy sergiye dedim. gazeteciler gezerken görmüşler, “Böyle bir insan köyde nasıl yaşar?” demişler. Önce bir gazeteci röportaj yaptı, sonra diğer gazeteler de geldi röportaja.

Ameliyat olmayı düşünmüş ve bunu temizliğe gittiği bir evdeki aileyle paylaşmış. Hemşireymiş evin hanımı çünkü.

Ameliyat sürecinin hem çok zor olacağını hem de cinsiyet değiştirirse köyde daha fazla yadırganacağını söylemiş ona. Köyde de zaten, “Biz seni böyle kabullendik ama kadın olursan eşlerimiz bizi kıskanabilir.” demişler. O da haliyle vazgeçmiş bu düşüncesinden.

İhsan Hala, çok sıkılınca köpeğini alıp tarlaya gider, kimse yoksa orada ağlar, bağırır rahatlarmış. Köye gelince de hiçbir şey yokmuş gibi gülümsermiş. Bu yüzden köydekiler, senin hiç derdin yok mu diyorlarmış ona. Ama o diyor ki “Gel bir de bana sor, dört duvar arasında”.

Bütün gün evdeyim. Günlük ev işleri; temizlik… Hayvanlarımla, bahçeyle, çiçeklerle uğraşıyorum. Tavuklarım, bir de köpeğim var. Sonra da komşularla kahve. Onlara “eltilerim” diyorum.

“İlk geldiğimde eşofman altı türü şeyler giyiyordum. Köylüler bana alışınca artık buranın kadınları gibi şalvar giymeye başladım.

Baktılar kimseye bir zararım yok. Mahalle arası böyle giyiniyorum ama kahvenin önüne böyle çıkmam. Eşofmanımı giyerim, bandanamı takarım. Akhisar’a giderken yine bir pantolon giyerim ama üstüme de bir bluz, allı pullu bir gömlek giyerim. Alışverişe de komşularımla giderim. Köy pazarına açılan serginin en allı pullusunu alırım. Düğünlerde giydiğim buluzları da kendim dikiyorum genelde.”

“45 tavuğum, beş horozum, bir de köpeğim Kontes var. Tanesi 30 kuruştan, günde tavuklarımdan aldığım 20 yumurtayı satıyorum. Bir de burada birkaç eve temizliğe gidiyorum.

Buraya yerleşince turistlere animasyonlarda yaptığım zenneliği, sahneyi bıraktım. Arada sırada teklif geliyor ama kostüm ve peruğum olmadığı için çıkamıyorum. Tek istediğim bir kostümüm, peruğum olsun arada sırada sahneye çıkayım ama yine de köyümde yaşantıma devam edeyim. Geçinmek çok zor.”

Ben kitaplardan okuyorum. Kuran’ı da okuyorum. Yasin’i de okuyorum. Bazen arkadaşlarım “Senin evine geldiğimizde huzur buluyoruz” diyorlar. Ben okuyorum, tabii ki huzur bulursunuz.

Camiye temizlerken hoca, ‘İhsan hala kusura bakma sana bir şey soracağım. Ölünce seni kim yıkayacak?’ dedi. “Erkek yıkayacak tabii ki, sen yıkayacaksın. Başkasına yıkatmam kendimi, ona göre” dedim. Oha falan dedi adam.

Kaynak: Manisa Haber

Hatice Kaçmaz

https://www.youtube.com/watch?v=_qJQmOeQimQ

Evlenme teklifini kabul etmediği gerekçesiyle 16 yerinden bıçaklanarak öldürülmüştü Hatice Kaçmaz.

Gazetede haberini okuduktan sonra bu şarkısını dinlemiştim o akşam TRT de . 

Çok üzülmüştüm.

Bugün onu öldürene Müebbet vermişler. 

Çok sevindim ama dinlerken yine üzüldüm. Kim bilir ne hayalleri vardı ve hepsi geride kaldı.

Kanser

Merhaba.

Musa olsaydım, “Firavun Allah’ından bulsun” der yatmaya devam ederdim. İsa olsaydım, üç beş tane insan evladı lafımı dinleyecek diye binlerce hıyarla uğraşamazdım. Muhammed olsaydım hele, o büründüğüm örtümü hiç kaldırmazdım üstümden, yatardım yerimde aylarca.

Edebiyat olsun diye böyle yazmıyorum abi. Kaç haftadır banyo yapmadım bilmiyorum. Şu an bana “eğer dışarı çıkıp 5 dakika yürümezsen öleceksin” deseler, oturur istifimi bozmadan son sigaramı içerim. Tükendim ben artık, olmuyo. Yıllardır, ara ara kötü olduğumu falan yazıyorum ya burada, evet yıllardır da çok garip bir ruh hali içindeyim. Ama artık bunun son raddesindeyim. Öyle ipteyim, öyle sınırdayım ki, bunu bi tek bu kadar dipte olan anlar. O da anlasa bile çare bulamaz.

3-4 sene önce deprem olmuştu, ufak bir sallamıştı, odamdaki lambaya bakmıştım sallanıyodu. Sevinmiştim, o beklenen büyük deprem sanmıştım, heh dedim gidiyoruz ehehe. Sonra kesildi ama, birkaç saniye sürdü sallantı, bitince üzüldüm tüh amına koyim ölmüyorum diye. Neyse işte aradan yıllar geçti, geçen hafta yine böyle ufak bir deprem oldu, bu sefer o deprem salladığında korktum ben, hassiktir dedim gidiyoruz galiba. Sonra sevindim korkmuş olmama, sağlıklı bir insan tepkisi vermiştim depreme, ölmekten korkmuştum, galiba düzeliyorum diye düşünmüştüm. Ama o günlerde de hiçbir hayatı sevme emaresi göstermiyordum ki, yine aynı boktan ruh halindeydim. Sonradan anladım niye artık ölmekten korktuğumu, şu an ölsem ne hesap vereceğimi bilemiyorum ben. Tıpkı yıllar evvel kafası 3-4 yerinden delik deşik edilmiş ve ölmek üzere olan beyin tümörü hastası babamın, yarım yamalak konuşabilen haliyle “yaa ben ölmekten değil, başka bi şeyden korkuyorum, anlamıyosunuz” diyerek anlatmaya çalıştığı şeyden korkuyorum ben de. Bildiğim kadarıyla son zamanlarında inancı sarsılmıştı onun, o yarım yamalak imanlı haliyle ölürse Allah’a ne hesap vereceğinden korkuyordu. Benim iman yerinde duruyor da, son 3-4 senedir öyle saçma şeyler yaptım ki ve aynı zamanda o kadar hiçbir şey yapmadım ki, ben de şimdi bu halde ölürsem ne hesap vereceğimden korkuyorum.

Teoride müslümanım da, pratikte nihilistin kralıyım. Hatta öyle dindar bir nihilistim ki, nihilizmin tüm dini vecibelerini yerine getiriyorum, yani hiçbir bok yapmıyorum. Ne güzel hayallerim vardı benim, şimdi onları gerçekleştirmek bir yana, hayal bile kurmuyorum. 

Bu yazdıklarım senin için sırf sürekli Feysbuk’ta dolaşıyor diye okumak zorunda kaldığın sikindirik “Gizemi Açıklanamamış Görenleri Şaşkına Çeviren Hepsi Birbirinden İlginç 16 Eşeğin Siki Fotoğrafı” haberi gibi çerezlik bir yazı olabilir, ama benim için kanserli beyin tomografisi.

Şu an anlaşılmak için yazmıyorum, anlatacağım bir hikayem de yok zaten, ama anlaşılmak için yazsaydım sadece “olmuyo” yazardım. Olmuyo deyince ne anlıyorsan o. Yalnız sen “olmuyo” dedikten sonra ertesi sabah tıraşını olup işine, okuluna devam edebiliyorsun ya, bende o da olmuyo abi. Sözümün eriyim bak bu konuda, olmuyo. Harbiden, hiçbir şey olmuyo.

Benim insan denen siktiğimin çocuğuna herhangi bir inancım veya güvenim kalmadı. İnanılmaz saçmayız, acayip yalancıyız, müthiş çelişkiliyiz. İnsanların böyle olmalarından şikayetçi olanlarımız bu niteliklere daha çok sahip, çünkü onlar da şikayetçi oldukları şeylerin aynısını yaptıklarından saçmalıkları ve tutarsızlıkları bir adım daha fazla hale geliyor. Ben kendimden biliyorum bu durumu, sonra daha çok muhattap olup güvendiğim insanlardan biliyorum. Zaten en büyük bok yemem insandan medet ummak oldu bu zamana kadar. “İyi olacaksın, seni iyi edicez” bu minvalde bir lafı galiba 100’e yakın insandan duydum son 7-8 senede. Bir kısmı doktorlarımdı, bir kısmı sevgililerim, bir kısmı arkadaşlarım. Bu lafı duyduğumda mutlu oluyordum, çünkü sahiden başkalarından medet umuyordum, ama bu lafı diyenler cenaze namazına durup “başınız sağ olsun” diyerek iki sahnelik rolünü oynayan ve sonra işine gücüne bakan tanıdıklar gibiydiler. Cenaze bitince siktir olup gittiler, cenazenin başında ise sen kaldın bir tek.  

O arkadaşlığı ve sevgiyi haddinden fazla yücelten filmlerimizi, çizgi filmlerimizi, kültürümüzü, yazarlarımızı, süslü sözlerimizi ve tüm bu romantizmi oluşturan her şeyi ta götünden sikeyim. Yok öyle bir şey oğlum, tıraş onlar. Tek başınayız bu amına kodumu yerinde.

Bayadır hiçbir şey istemiyorum. Şu an ise bir şey istiyorum. Sonu “sikeyim” ile biten cümleler kurmak istiyorum. Ama ona da üşeniyorum. Tipimi sikeyim.

Ben anlatamıyorum abi. Halimden biraz dili dönmediği için derdini tam anlatamayan Musa anlar. Ben ne dersem diyeyim, herkes canının istediği şeyi anlıyor abi. Halimden biraz öyle demediği halde Tanrı’nın oğlu ilan edilen İsa anlar. Ben artık kendimden korkuyorum abi. Halimden biraz “yoksa deliriyo muyum?” diye kendinden şüphelenen Muhammed anlar.

Herkes biraz anlar da, bir tek Allah bilir içimdeki kanseri. Kimsem kalmadı Allah’ım, yardım et. Ağlayan bu kuluna yardım et. Yoktan yarattığın bu kuluna yardım et. Yardım et, durum çok vahim.

http://michaelsikkofield.blogspot.com.tr/2015/11/kanser.html?m=1